DERGİİ

2007 YILINDAN 200 YAZI SİZLER İÇİN BURADA...

CİGARA

26/11/2007

CİGARA

   Argo alemde çokça kullanılan ve genelde “baba, sar bir cigara” özdeyişi ile kendini bulan nikotinli şey: cigara ya da sigara belki de cugara. Böyle bir sürü söyleniş tarzı yaratılabilir. Neden içildiği konusunda herkesin bin bir dert sayabileceği ilginç varlık , cansızından tabiJ

Ben bir çok kişiye sordum bu soruyu cevabını bilsem de , hepsinin ortak bir cevabı ; “Dertliyiz beaaa!” oldu. Peki bu meret derdi öldürüyor mu , azaltıyor mu? Ama en azından derde ya da soruna konsantre olmak yerine bir cugara! Çekmek daha mantıklı. En azından konsantrasyon eksikliği yaratıyor. Zaten genelde uyuşturan maddelerin temel amacı konsantrasyonu azaltarak insanları boş vermiş bir ruh haline sokmak değil midir?

     Efendim dediğim gibi dertler birinci sebeb olarak gösterilir hep, yaşça küçük olanların sigara kullanmasının sebebi  ise “özenti” ve “toplumda statü kazanma isteği” diye açıklanır. Buna katılmamak elde değil aslında ama içine duman çekilerek kazanılan bir toplumsal statüyü de anlamak zor tabi. Ama şu bir gerçek ki bu meret bir işe yarıyor diye içilmiyor. Peki insanları içtikleri sigaradan karakter tahlili yapmak mümkün mü?

CİGARA VE KARAKTER ANALİZİ

    Malbora; Bir dönem Türkiye’sine damgasını vurmuş , efsane olan kırmızı ve mavi bantı ile kaçağğğ! Sigara döneminin baş aktörlerinden birisi. Sokaklarda ellerinde iki üç sigara ile “malbora varr malboraaa malboraaa…” diye bağıran insanlar bir dönem çoktu Türkiye’de. Ve yasak olan bu sigara inanılmaz derecede satılıyordu. Eee! Zaman değişti ve artık her şey yasal ve serbest ama bu sefer de marka savaşları başladı. Malbora artık yalnız değildi, Türkiye pazarını tam sağılacak bir potansiyel olarak gören yabancı sigara markaları bir anda saldırmaya başladılar. Camel, parliament,Winston (bana winstonun ilkelerini hatırlatıyo,var mıydı öle biri yawJ),LM,chesterfield bilmem ne bir sürü abuk subuk marka Türkiyeyi doldurdu açıkçası. Ama buna rağmen Türk sigaraları da asil duruşları ile bu savatsa yer aldılar. Şimdi saygı ile isimlerini sıralamak gerekiyor; Bir dönemin efsanesi Maltepe (valla adına besteler ,şarkılar türküler yapılcak bir sigara) , Bafra, samsun(uzunu ve kısası vardır),birinci(fukara cigarası),Tekel 2000, 2001……vs vs vs …Eee dedik ya marka savaşı bu, hiç biz kazanırmıyız?.Philip Morrrisciler burada da bizi geçtiler elbet. Toplumda öyle kesimler oluştu ki içtiği sigaraya göre değer biçilen yığınlar oluşmaya başladı. Mesela malbora içmek bir üst sınıfa geçme anlamına geliyordu sanki. Altında Mercedes , boynunda altın bir kolye ile gezen uzun yakalı gömlekli briyantinli saçlı adamların ceketlerinin sol üst cebinin vazgeçilmez aksesuarı olmuştu malbora(yaw bu ne biçim isim tamlaması yawww)….

MALTEPE’NİN ONURLU DURUŞU

    Onların  malborası vardı ama bizim de maltepemiz vardı. Büyük bir kesimin sigaraya Maltepe ile başladıgı bilinir, hatta hala sevda derecesinde Maltepe içenler vardır. Hem Türk sermayesine katkı hem de bir sadakat örneğidir Maltepe içmek. Tabi bunun yanında sigara seçiminde “işte bu çok ağır, bunu daha rahat içebiliyorum” gibi serzenişler de etkide bulunmaktadır. Mesela Winston Light kullanan kesimin çoğunluğu seçimini etkileyen temel faktör olarak “içiminin kolaylığı yani fazla ağır olmaması” olarak gösterir. Neyse maltepeye dönelim ,  bir zamanlar marketimiz vardı orada da çok sattığımızdan iyi bilirim genelde inşaatçı ve alt geliri düşük kesimlerin çokça kullandığı bir sigara idi. Küçükken öğretmenlerimden hatırlarım genelde tekel 2000 kullanırlardı.Tekel 2000 de ayrıca tartışılması ve irdelenmesi gereken bir sigara. O da çok tutmuştu bir ara. Malbora kullanan kesimden az biraz bahsetmiştik dediğim gibi malbora , sınıf atlamanın bir simgesidir ve öyle kalmaya mahkum kalacak gibi gözüküyor. Parliament ise yeni dönem “boss”(patron) sınıfının sigarasıdır. Klas yöneticilerin vazgeçilmesi olarak da tanımlanabilir ,paketlerde mavi rengi kullanmalarını temel nedeni de bu kesime hedef kitlesi olarak bakılmasından dolayıdır. Malboranın kırmızısı ise temelde sert , kuralları olan ve cowboy tarzı bir bakış açısını yansıtmaktadır. Sigaralar hakkında daha bir çok şey söylenir , yazılır , çizilir ama yerimiz fazla yok, başka bir yazıda yine bu sigara olayı hakkında konuşmaya devam ederim…



Yazar:Hussoloji

 

Dergii Teorisi

25/11/2007

   

  Bir toplumun gelişimi için geniş bant internet erişiminin önemi ne kadar vurgulansa azdır. İnternet geliştikçe, doğal süreç içerisinde ortaya çıkan web günlükleri, yani bloglar, toplumsal dinamiklerin internet üzerinden şekillenmesi noktasında konumlarını giderek güçlendirdiler. Medyanın engellenemez bir biçimde küresel oyuncuların güdümünde tek sesli bir propaganda silahına dönüştüğü günümüzde; internet, çok seslilik ve gerçek demokrasi için uygun platformu sağlayabilecek belki de tek araç olarak karşımızda duruyor. Sınırların kalktığı bu yeni dünyada bloglar, isteyen herkesin hiçbir teknik bilgi öğrenmeden ve ücretsiz olarak kendini ifade edebilmesini sağlıyor.


  İnternetin genelinde olduğu gibi bloglar için de bir tür bilgi kirliliğinden bahsetmek mümkün. Sayıları giderek artan blogların pek çoğu bomboş dururken bir kısmı tamamen kopyala yapıştır yöntemiyle doldurulmuş olup pek azı yazarının özgün katkısıyla zenginleşmekte.


  Bu duruma yönelik yapılabilecek bir şey olup olmadığı tartışmalı bir konudur çünkü "yapılabilir" cevabı ister istemez bloglara müdahaleyi ya da hoşa gitmeyecek sınıflandırmaları gerektirecektir. Meselenin bam teli burasıdır: İnternete müdahale edilmeli midir? Bence cevap açıktır. İnternete şu an zaten müdahale söz konusudur ve zaman geçtikçe bu müdahale artacak, sanal dünyanın da en az gerçeğininki kadar bağlayıcı yasaları olacaktır. Gidişat oraya doğrudur. Şu sıralar Birleşmiş Milletler'in en önemli, en tartışmalı konularından biri olan "internetin kontrolünün, kural koyuculuğunun hangi ülkenin elinde olacağı" hususu da bu düşüncelerin yersiz olmadığını göstermektedir.


 Şu anda yaşanan bilgi kirliliği nedeniyle ilgi çekici pek çok blog potansiyel okurları tarafından keşfedilememektedir. İyi olan kazanır ilkesi gereği zaman içerisinde doyurucu bloglara ulaşım kolaylaşacaktır. Fakat bu süreci hızlandırmanın yolları düşünülebilir. Blogcu bünyesinde Hussoloji'nin başlattığı dergii projesi özgün blogların tanıtılmasına yardımcı olabilir. Blog dünyasındaki gelişmelerin düzenli bir şekilde arşivlendiği bir başvuru kaynağı ya da blog yazarlarının toplumsal olaylar karşısındaki düşüncelerini yansıtan bir ayna ve hatta bazı olayların bizzat içinde yer alıp da sesini duyuramayanların sesi de olabilir. Dergii'nin gelişme potansiyeli neredeyse sınırsızdır.


  Dergii, her şeyden önce bir blog. Fakat aynı zamanda bir dergi. Süreli bir yayın. Bence, blog dünyasının hızlı gelişimi düşünüldüğünde, dergii'nin bu değişime ayak uydurabilmesi için, ayda bir yerine iki haftada bir, hatta mümkünse haftada bir çıkması ideal olur. Tabi bunun için dergii mutfağında daha çok kişinin emeği olmalıdır.


  Bu noktada şu sorgulanabilir: "Dergii gerekli midir? Blogcuların seslerini duyurması veya iletişimi için zaten forum kullanılmıyor mu?" Kabul etmeliyim ki dergii'nin gerekliliği kadar gereksizliğini de hararetle savunmak mümkündür. Fakat "bir işin yapılmış olması yapılmamış olmasından farklıdır, daha iyi bir şeydir." sözüne inanan biri olarak ben dergii'nin çıkmasından yanayım. Verilen emeğe değeceğini düşünüyorum.


Dergii, blogcu forumla yakın ilişkide olmalı. Blogcu forum'da tartışılan konuların bazıları dergii'de de yer almalı. Dergii'nin farkı yazılarının kapsamlı, derli toplu ve "son ürün" niteliğinde olması olabilir.


Dergii'de daimi yazarlar olması zorunlu değil. Önemli olan yazarların düzenli blog tutmaları ve dergii'nin daimi editörlerinin olması. Aslında her sayıda ne kadar farklı yazar olursa o kadar iyi. Dergii'ye vakit ayırabilecek ve onu benimsemiş altı-yedi editör bulunur, editörler mümkün olduğunca tarafsız ve ilkeli olur, keyfi davranmazlarsa dergii'nin gelişmesini durdurabilecek bir şey düşünemiyorum.


Son olarak blogcu.com'un dergii'ye vereceği destek çok önemli. Bu hem daha çok kişinin dergii'den haberdar olmasını sağlayacaktır, hem de dergii'nin devamlılığının garantilenmesinde yararı olacaktır.

 

Yazan: Arthurdent