DERGİİ

2007 YILINDAN 200 YAZI SİZLER İÇİN BURADA...

Bilindiğiniz gibi geçen haftaya; Manisa’da Vestel Manisaspor-Sakaryaspor maçında yaşanan olaylar, maçın tatil edilmesi ve bu konuda Türkiye Futbol Federasyonu tarafından alınması muhtemel kararlar ve polemikler damga vurdu. Tüm futbolseverlerin ilk yarının ilk yarısı itibariyle “Şampiyon olabilir mi?” diye birbirine sorduğu Vestel Manisaspor, 15 haftalık 3 puan özlemi sonrasında küme düşme potasına girdi. Kulüpte yaşanan bu can sıkıcı gelişmeler, Sakaryaspor maçında oluşan “adli” durum ile iyice pekişince hepimizin gündem maddesi de Vestel Manisaspor oluverdi. Tam da bu noktada sorulması gereken soru, sokaktaki sade vatandaşın gündemine bugünlerde giren Vestel Manisaspor uzun zamandır başkalarının gündeminde miydi? Eğer bu sorunun cevabı “evet” ise, ne amaçla?
 

Bu soruların yanıtlarına ışık tutacak bir analizi yapmaya soyunmadan evvel “Türkiye Basketbol Ligi’nin tarihçesine bakmakta fayda var” şeklinde düşünmekteyim. Basketbol Ligi’nin Vestel Manisaspor ile ne gibi bir ilgisi olduğu konusunda şüphesi olanlara “Müessese takımları” cevabı sanırım yeterli olacaktır. İlk sezonu 1966 yılında oynanan ve Altınordu’nun şampiyonluğuyla sona eren basketbol ligimizin özellikle 1980’li yılların ortalarına kadar olan periyodu, “üç büyükler” tabir ettiğimiz kulüplerin zirve mücadelesi yaptığı ve “Maçtan sonra Lütfi Kırdar’a” tezahüratları ile salonların dolduğu yıllardı. Derbi maçlar yarı yarıya salonlarda hınca hınç kalabalıklara oynanır, taraftarlar tarafından bu maçlarda alınacak galibiyetlere büyük önem verilirdi. Her ne kadar 1975–1985 arasını Eczacıbaşı ve Efes Pilsen domine etmiş olsa da, üç büyük kulüp taraftarının basketboldan ümidini kesmediği yıllardı o yıllar... 80’lerin ikinci yarısından itibaren Efes Pilsen’in basketbol yatırımlarına ağırlık vermesi, Tofaş’ın birçok ünlü basketbolcuyu ligimize getirmesi ve Ülker’in hamleleri ile müessese takımları, üç büyüklerle aralarındaki makası iyice açmaya başladılar. Bu sayede Türkiye’de oynanan basketbolun kalitesi yükselirken, salonlar da ters orantılı olarak boşalmaya başladı. Üç büyüklerin taraftarları artık basketboldan ümidini kesmiş, “neticesi belli” maçları izlemeye gitmez olmuşlardı. Bugün baktığımızda Türkiye Basketbol Ligi’ndeki son on beş şampiyonluğun 9’unu Efes Pilsen’in, 4’ünü Ülker’in, 2’sini de Tofaş’ın aldığını görüyoruz. Türkiye’deki taraftarlığın nüvesinde “renk aşkı” olduğunu kabul edersek, taraftar profilinin de bu takımların maçlarını izlemeye gitmeyeceği açıktır. Kulüp takımları açısından son yıllarda ele geçen en büyük fırsat, 2004–2005 play-off finalinde Beşiktaş ile Efes Pilsen arasında oynanan seriydi. Ancak bu seride Beşiktaş tarafının “Efes Pilsen, basketbol federasyonu üzerindeki etkisini kullanıyor. Hakemler yanlı kararlar veriyor.” şikâyetleri arasında şampiyonluk lacivert-beyazlı ekibe gidince, kulüp takımları açısından önlerindeki açmaz da iyice anlaşılmış oldu. Kulüp takımları çareyi isimlerinin arkalarına “sponsor” adı altında müessese destekleri almakta bulurken, taraftarlar da belki açıkça söylemedikleri, ancak içten içe hissettikleri “müessese takımları antipatisi” sahibi oldular.

Bugün bakıldığında şüphesiz basketbolda yaşanan bu keskin gelişmelerin futbola etki etmediğini düşünmek en hafif tabirle “aymazlık” olacaktır. Basketboldaki tablonun bir benzerinin futbolda yaşandığını düşünebilir misiniz? Peki ya bu konudaki ilk tomurcuğun Vestel Manisaspor olduğunu? Cevapları bir yana bırakıp, analizimize devam edelim.
 

Ligin 25.haftasında oynanan maçta Vestel Manisaspor-Sakaryaspor mücadelesi maç içindeki olaylar kadar tribündeki dostluk görüntüleriyle de dikkat çekiciydi. Oysa Manisapor’un 1931 yılında Sakaryaspor adıyla kurulduğunu, 1965’de isim değiştirerek Manisaspor adını aldığını bilenler için bu tablo hiç de sürpriz değildi. Maçın 38.dakikasını müteakip çıkan olaylarda, “saldırganlık sabıkası” olan Bülent Ataman ve Metin Bayındır’ın yaptıkları, bu iki ismin “Dinsizin hakkından imansız gelir” şeklindeki anlamsız demeçleri kafalarda bir yığın soru işareti oluşturdu. Bu gelişmelere kulübün onursal başkanı Ahmet Nazif Zorlu’nun “Vestel olarak biz iki yerde olmayız. Birincisi şiddetin olduğu yer, ikincisi sabotajın olduğu yer.” mealindeki beyanatı da eklenince, tüm futbol kamuoyu yerinde şöyle bir doğruldu. Manisaspor Başkanı Haluk Çubukçu da maçın tatil edilmesinden sonra Haluk Ulusoy'a bir türlü ulaşamadığını, ettiği telefonlara cevap alamadığını açıklayınca ipler iyice gerildi. Demek ki, olayın temellendiği başka bir nokta vardı.
 

O nokta belki de Kasım 2006’da başlayan süreci ifade ediyor bugün. 2006 Kasım’ın da gerçekleşen ve Federasyon’ca büyük önem verilen Kulüpler Birliği toplantısında, mevcut Futbol Federasyonu ile ilgili bir “Seçim Olsun / Olmasın” oylaması yapılır. Oylamanın ilk turunda “Seçim Olsun” şeklinde oy kullanan bir kulüp verilen on beş dakika arayı müteakip yapılan ikinci tur oylamada “Seçim Olmasın” oyu vererek herkesi hayretler içinde bırakır. O kulüp Vestel Manisaspor’dur. O on beş dakikalık arada ne gelişmeler olur bilinmez ancak toplantıdan çok sonraları, Bursaspor Başkanı Levent Kızıl’ın Futbol Federasyonu’nu Genel Kurul’a götürmek için topladığı ve sayıları bugün bile netleşmeyen imzalar arasında Vestel Manisaspor’un da imzası vardır. Anlaşılan Manisaspor yine fikir değiştirmiş ve Federasyon’a karşı cephede yer almıştır.
 Bu gelişmelerden sonra basında Ersun Yanal haberlerinin arttığını görürüz. Adı bir gün Fenerbahçe ile bir gün Galatasaray ile anılmaya başlayan Ersun Yanal’ın sarı-kırmızılılarla anlaştığı kesinlik kazanmak üzeredir ki, Galatasaray Eric Gerets’in sözleşmesini uzatır, Ersun Hoca ortada kalır. Açığa çıkan bu durum karşısında Manisaspor yönetimi Ersun Hoca’nın iki yardımcısıyla sözleşmesini fesh eder ve Ersun Yanal’a da 700 milyarlık tazminatının 350 milyarını verme koşulu ile görevi bırakmasını teklif eder. Ancak Galatasaray’daki gelişmelerden ötürü tutunacak dalı kalmayan Ersun Hoca bu öneriyi reddeder. Ta ki olaylar patlak verene kadar. Olayların ertesi günü basında yer alan “Vestel Manisaspor’un üç puanı silinecek” haberleri de oldukça dikkat çekicidir. Halen 29 puanı bulunan Manisaspor’un 26 puana düşmesi demek ligin dibine demir atması demektir çünkü... 
 

Olaylar bu noktaya geldikten sonra futbol kamuoyunda tevatür kazanı kaynamaya başlar. Geçen yıl “Denizlispor düşerse konuşurum. Konuşursam çok şey olur.” diyerek son haftaya damgasını vuran Ali İpek’in Denizlispor’u bu yıl da düşme hattındadır. Eğer Denizlispor yine yırtarsa en büyük adaylar Vestel Manisaspor ile koyu Ulusoy karşıtı Ç.Rizespor olacaktır. Federasyona karşı imza vererek renklerini belli eden bu iki kulüp için son haftaların daha da zor geçeceği aşikâr ancak dedikodu noktasında ağızlara sakız olmuş bu hikâyenin de bir noktada kesilmesi gerekiyor.

Neden derseniz;

 

“Lafla Türk futbolu yürümez !?”

 

Yazan:Ayaktopu

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır